Kafa Tabanı Tümörleri ve Cerrahisi

Yazarlar

Erkan Yıldız
https://orcid.org/0000-0002-0265-7327

Özet

Son yirmi yılda endoskopların kullanımıyla gelişen endoskopik kafa tabanı cerrahisi; kozmetik avantajları, kısa hastanede kalış süreleri ve düşük morbidite oranları nedeniyle temel kranial yaklaşım haline gelmiştir. Bu yöntemle en sık %90 oranında hipofiz adenomları olmak üzere prolaktinomalar, Rathke kleft kistleri, kraniofaringeomalar, menenjiomalar, kordomalar, kondrosarkomalar ve metastatik tümörler gibi sellar, suprasellar ve parasellar lezyonlar tedavi edilmektedir. Tanı süreçlerinde hormonal laboratuvar testleri ile T1 ve T2 ağırlıklı MR görüntüleme yöntemleri kritik rol oynamaktadır. Tümörün konumuna göre transsfenoidal, transklival veya transpterygoid gibi farklı endoskopik transnazal cerrahi yollar altın standart olarak tercih edilmektedir. Ameliyat sonrasında en sık karşılaşılan komplikasyon beyin omurilik sıvısı (BOS) fistülü olup, bunu önlemek amacıyla yağ, fascia lata veya nazoseptal flepler kullanılarak çok tabakalı rekonstrüksiyon teknikleri başarıyla uygulanmaktadır. Olası karotis arteri zedelenmesi gibi majör durumlarda ise acil tamponat ve stent/embolizasyon işlemleri gerekmektedir. Günümüzde malign kafa tabanı tümörlerinin yönetiminde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiyi birleştiren multidisipliner yaklaşımlar hastaların yaşam kalitesini artırmada ve sağ kalım sürelerini uzatmada büyük önem taşımaktadır.

Endoscopic skull base surgery, which has evolved over the last two decades with the advent of endoscopes, has become the primary cranial approach due to its cosmetic advantages, shorter hospital stays, and reduced morbidity. This method is effectively used to treat sellar, suprasellar, and parasellar lesions, most commonly pituitary adenomas at a rate of 90%, as well as prolactinomas, Rathke cleft cysts, craniopharyngiomas, meningiomas, chordomas, chondrosarcomas, and metastatic tumors. Verification of these lesions relies heavily on hormonal laboratory parameters and T1/T2-weighted MR imaging techniques. Depending on the tumor location, various endoscopic transnasal surgical corridors such as transsphenoidal, transclival, or transpterygoid approaches are preferred as the gold standard. The most common complication following surgery is cerebrospinal fluid (CSF) rhinorrhea. To prevent this, multilayered reconstruction techniques utilizing fat, fascia lata, or vascularized nasoseptal flaps are successfully implemented. Major vascular complications like carotid artery injury require immediate packing followed by interventional radiologic stenting or embolization. Today, multidisciplinary treatment planning involving surgery, radiation, and chemotherapy is essential for managing skull base malignancies to optimize patient outcomes and survival.

Referanslar

Anand VK, Schwartz H. Practical Endoscopic Skull Base Surgery. San Diego, CA: Plural Publishing; 2007.

Cavallo LM, Cappabianca P, Messina A, et al. T e extended endoscopic endonasal approach to the clivus and cranio-vertebral junction: anatomical study. Childs Nerv Syst. 2007;23(6):665-671. Epub 2007 Apr 6.

Hadad G, Bassagasteguy L, Carrau RL, Mataza JC, Kassam A, Snyderman CH, Mintz A. A novel reconstructive technique a er endoscopic expanded endonasal approaches: vascular pedicle nasoseptal ap. Laryngoscope. 2006 Oct;116(10):1882-1886.

Rangel-Castilla L, Russin JJ, Spetzler RF. Surgical management of skull base tumors. Rep Pract Oncol Radiother. 2016 Jul-Aug;21(4):325-35.

Inoue , Rhoton AL Jr, T eele D, Barry ME. Surgical approaches to the cavernous sinus: a microsurgical study. Neurosurgery. 1990;26(6):903-932.

Kennedy DW, Hwang PH. Rhinology: Diseases of the Nose, Sinus, and Skull Base. New York, NY: T ieme; 2012.

Yayınlanan

8 Temmuz 2022

Lisans

Lisans