Nekrotik İmmatür Daimi Dişlerin Tedavisinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar ve Güncel Bulgular

Yazarlar

Şükriye Türkoğlu Kayacı

Özet

Nekrotik immatür daimi dişlerin tedavisi, yetersiz mekanik destek sunan ince kök duvarları nedeniyle yüksek kırılma riski ve açık apekslerde apikal bariyer eksikliği gibi ciddi klinik zorluklar barındırmaktadır. Geleneksel kalsiyum hidroksit apeksifikasyonu 6-18 ay gibi uzun süreler gerektirmekte ve yüksek hasta uyumuna ihtiyaç duymaktadır; ayrıca dentin direncinin azalmasına yol açabilmektedir. Buna karşın, mineral trioksit agregat (MTA) ile apeksifikasyon tedavisi daha kısa sürede tamamlanması ve yüksek sağkalım oranları nedeniyle popülarite kazanmıştır. Ancak bu yöntemler yalnızca mekanik bir apikal bariyer sağlamakta, yeniden enfeksiyon ve kırılma olasılığını tamamen engelleyememektedir. Son yıllarda popülerleşen rejeneratif endodonti ve revaskülarizasyon teknikleri ise hasarlı dokuların biyolojik olarak onarılmasını hedeflemektedir. Bu prosedürlerde hastanın genç yaşı, kök gelişim evresi (Aşama 1, 2 ve 3) ve özellikle 0,5 mm ile 1 mm arasındaki apikal çap başarıyı doğrudan etkileyen faktörlerin başında gelir. Tam dezenfeksiyonun sağlanması için aktif ultrasonik veya negatif basınçlı irrigasyon yöntemleri kritik rol oynar. İskele materyali olarak kan pıhtısı, PRF veya PRP gibi otolog trombosit konsantreleri kullanılsa da, histolojik çalışmalar yeni oluşan dokuda işlevsel bir odontoblast tabakasının bulunmadığını ortaya koymuştur. Massimo ve arkadaşlarının sistematik derlemesine göre, PRP kullanımıyla öngörülebilir bir pulpa rejenerasyonu sağlayan kesin bir protokol henüz mevcut değildir.

The treatment of necrotic immature permanent teeth presents significant clinical challenges, including a high risk of root fracture due to thin dentin walls and the absence of an apical barrier. Traditional calcium hydroxide apexification requires 6 to 18 months and strict patient compliance, with concerns that prolonged use may decrease dentin fracture resistance. Conversely, MTA apexification has gained popularity as a less time-consuming alternative with high survival rates, though traditional methods only provide an apical barrier without eliminating reinfection or fracture risks. Recently, regenerative endodontics (revascularization) has emerged to achieve biological repair of the pulp-dentin complex. Success is heavily influenced by patient age, root development stage (Stages 1, 2, and 3 benefit most), and an optimal apical diameter of 0.5–1 mm. Achieving complete canal disinfection requires advanced techniques such as active ultrasonic or negative pressure irrigation. Although autologous platelet concentrates like blood clots, PRF, or PRP are utilized as three-dimensional scaffolds, histological evidence reveals that the newly formed tissue lacks a functional odontoblast layer and cannot be classified as true pulp. According to a systematic review by Massimo et al., a predictable protocol for true pulp regeneration using PRP remains unestablished, highlighting the need for further clinical trials.

Gelecek

7 Aralık 2022

Lisans

Lisans